polo shirt lacoste australia fred perry poloshirt damen polo lacoste polo lacoste cheap polo shirts nz polo ralph lauren australia lacoste sale polos hombre polo outlet fred perry sverige polo lacoste camicie polo polo ralph lauren shirts australia polo skjorta lacoste polo shirts polo ralph lauren outlet tommy hilfiger rea
Print

Lozan Barış Antlaşmasının 91. Yılı

lozan-kapak

 

LOZAN’I BİZE ARMAĞAN EDENLERE LAYIK OLMAK GÖREVİMİZ.

Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkan Osmanlı Devleti, savaşın galibi ülkelerle

imzaladığı Mondros Ateşkesi sonrasındaki 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması

ile; uğradığı ekonomik, mali yaptırımlar yanında fethettiği tüm toprakları kaybetmiş,

İstanbul ve Anadolu’da emperyalist devletlerce nüfuz bölgeleri oluşturulmuş, hatta Doğu

Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenistan’dan

kalan topraklarda da özerk bir Kürdistan kurulmasına karar verilmiş, böylece Batı’da

“Doğu Sorunu” olarak tarihe geçen ve “Barbar Türklerin çıkıp geldikleri Anadolu’ya,

oradan da Orta Asya’ya sürülmeleri” anlamına gelen PROJE’nin hayata geçirilmesinde

önemli bir adım atılmış, kısacası Osmanlı Devleti harita üzerinde hukuken ve siyaseten

silinmiş iken, ülkesinin işgaline, halkının tutsak edilmesine başkaldıran Mustafa Kemal

ve arkadaşlarının Ulusu yanlarına alarak topyekün başlattıkları bağımsızlık mücadelesi

sonunda düşman denize dökülmüş, 24 Temmuz 1923’de Lozan’da imzalanan Barış

Antlaşması ile Sevr belgesi hayata geçirilemeden yırtılıp atılmış, tam bağımsızlık ve

ulusal egemenlik ilkelerinden ödün verilmeden ekonomik, mali yaptırımlar çözüme

kavuşturulmuş, vatanın (Misak-ı Milli) sınırları çizilmiş, böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin

uluslararası hukukta tabiri caizse TAPUSU alınmıştır.

Bugün Lozan Antlaşmasının 91. Yıldönümü. Bize bu kıvancı yaşatan başta, Gazi

Mustafa Kemal Atatürk ve Lozan kahramanı İsmet İnönü olmak üzere tüm Kurtuluş

Savaşı ve Lozan görüşmeleri emekçilerine şükran borçluyuz. Hatıraları önünde saygı ile

91 yıl sonra bugün her yurttaşın kendisine samimiyetle şu soruyu sorması gerekir;

“bu kahramanlara layık olabildik mi?”

Bu soruya net cevap verebiliriz: HAYIR. Bugün gelinen noktada tarihten hiç ders

almadığımızı, tarihin ne yazık ki tekerrür ettiğini, tekrarlandığını görmekteyiz. SEVR

hortlamıştır. 1919-1923 dönemi sıkıntılarını yeniden yaşamaktayız.

Oysa ülkemiz, ulusal Kurtuluş Savaşından başarıyla çıkmış, Lozan’la siyasal

bağımsızlığını kazanmış idi.

Tam bağımsızlık için siyasi bağımsızlık şarttır. Ama tek başına yetmez. Ekonomik,

sosyal, kültürel, hukuki, adli, askeri yani her alanda bağımsızlık sağlanırsa ancak o zaman

tam bağımsız olabilirsiniz.

Devrimin ilkeleri ilk 15 yıl uygulandı. Amaç; tam bağımsız, çağdaş, demokratik

hukuk devletinin sosyal, hukuki ve siyasi altyapısını oluşturmak ve gerçekleştirmek

idi. Bir yandan devrimin ilkeleri uygulamaya geçirilirken, öte yandan Osmanlı borçları

ödeniyor, kapitülasyonlarla yabancılara peşkeş çekilen tüm değerlerimiz parası ödenerek

geri alınıyor, devletçi yaklaşımla planlı ekonominin altyapısı oluşturuluyor, ülkeye sayısız

KİT’ler kazandırılıyor, doğuda ağa sultasını kaldıracak, sonradan gerçekleştirilebilseydi

bugün bize terör sorununu yaşatmayacak toprak reformunun, eğitimde Köy

Enstitülerinin temeli atılıyordu.

İlk 15 yıl çabuk geçti. Atatürk’ün erken ölümü, 2. Dünya Savaşı, çok partili siyasi

hayata altyapısı hazırlanmadan balıklama dalışımız; 2 kutuplu dünyada ABD’nin Rusya

karşısında Türkiye’yi ileri karakol yapma projesini erken hayata geçirecek ortamı yarattı:

1950 sonrası Türkiye, Türkiye’den yönetilemedi.

Devrimin ilkelerinin birbirinden ayrılmayacak bir bütün olduğunu, bağımsızlık

ilkesi gözardı edildiğinde BATI’lılığın, BATI kuyrukçuluğu olacağını kavrayamamış

kadroların siyasete egemen olması, bu sonuçta etkili oldu. Devrimin ilkeleri birbirinden

soyutlandı, tek tek ele alınıp yorumlandı, ideoloji özünden, ekseninden kaydı. Ama yine

de bu hali ile 1980’lere kadar Cumhuriyet ulus-devlet niteliğini koruyabildi.

Ulus devlet yıkımı 1980 askeri darbesi ile geldi. Kör topal da olsa işleyen sistem

yerini; devletsizleştirme, milletsizleştirme, vatansızlaştırma, özelleştirme, giderek

ordusuzlaştırma sürecine bıraktı. Küreselleşiyoruz diye ulus devletin dağıtılması sürecine

girdik; ekonomi çöktü, devlet, kamu hizmeti bitti, bölücü- gerici güçler özgürlük adı

altında devreye sokuldu. Laiklik yerini Türk-İslam sentezine bıraktı. Çözülme başlamıştı.

90’lı yıllarda siyaset, kısır çekişmeler arasında temeli 1980’lerde atılan yeşil

kuşak projesinin Türkiye ulus devletini ekonomik, giderek siyasi yıkıma sürüklediğini,

Atatürkçülerin tüm uyarılarına karşın gereğince değerlendiremedi.

2002’de AKP, bir ABD projesi olarak iktidar oldu. Görevi; yeşil kuşak projesinin

devamı olan Büyük Ortadoğu yapılanmasında, ekonomisi; 1980’lerde başlayan küreselci

liberal politikaları takip ederek BATI’ya tam teslimiyet, açık pazar, ideolojisi; Türk-İslam

sentezinden ılımlı İslam’a, oradan siyasi İslam’a, şimdi ise son dönemde Demokratik (!

) İslam’a dönüşen çizgide laik devleti sonlandırmak, siyasi olarak ise; üniter merkezi

devletin çözülüşü, bölünme olarak özetlenebilir.

PROJENİN amacı, BATI’nın, özellikle ABD’nin Asya’ya açılan bu bölgede kontrolü

elinde tutacak yönetimler oluşturması ve bu yolla savaşarak ya da anlaşarak yeni bir

İsrail’in (büyük Kürdistan) kurulması.

Halkımız, son 12 yılda yaşananları önce usta bir ALGI yönetimi nedeniyle fark

edememiş olsa da, bugün tehlikenin farkındadır. Cumhuriyetin bir saldırı altında

olduğunu görmüş, sahip olduğu ulusal bilinçle mücadeleye başlamış, önemli sonuçlar

da almıştır.

Bakın; bugün Ergenekon, Balyoz ve diğer benzer davalar çökmüştür. AKP ve

cemaatin birlikte milli orduya kumpas kurdukları, birlikte suç işledikleri ortaya çıkmıştır.

Şimdi AKP iktidarının, cemaati tek başına suçlu gösterme gayretleri boşunadır. Buradan

cumhuriyet savcılarına suç duyurusunda bulunuyoruz; AKP görevlileri hakkında da

gözaltılar yapılmalıdır.

Yeni Anayasa oyunu tutmamıştır. Açılım, çözüm, barış adı altında vatanın

bölünmesinin pazarlandığı anlaşılmıştır.

Ulusal bilinçten silinmek istenen Bayramlar eskisinden daha coşkulu

kutlanmaktadır.

Sendikasızlaştırılan emek, mücadelede yerini almış, küreselci, özelleştirmeci,

taşeronlaştırmacı liberal ekonomik politikaların iç yüzü ortaya çıkmış, çökmüştür.

Mücadele Cumhuriyet kazanana kadar devam edecektir.

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı ve sonrasındaki genel seçimler bu mücadelenin

aşamaları olmalıdır.

Çünkü, bir kez daha hatırlatalım; Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme karşı

verilen ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılarak kurulan bir ulus devlet modelidir ve üniter-
merkezi devlet yapısına sahiptir. Yine kurucu iradenin, ulusal egemenlik ilkesinin

gereği olarak kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistem geçerlidir ve bu

sistemde Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlıdır. Etnik-dini-mezhepsel-kültürel farklılıklar

kışkırtılarak bu devlet yapısının ortadan kaldırılmasına yönelen projeler de Başkanlık

Sistemi anahtar görevi yapar.

RTE, “yeni” Anayasa yolu ile başaramadığı Başkanlık, “tek adam” sistemini şimdi

cumhurbaşkanlığı seçimine endekslemiştir. Aslında hem Cumhurbaşkanı olmak, hem

de Başbakan ve parti başkanı olarak kalmak istiyor. Amacı Latin Amerika tipi tek adam

diktatörlüğüne yol açacak bir BAŞKANLIK SİSTEMİ. Cumhurbaşkanlığı oy pusulaları için

ihaleye çıkanların, nedeni belirsiz bir referandumun oy pusulaları için de ihaleye çıkmış

olmaları, RTE’nin seçilmesi halinde baskın bir erken seçimle birlikte bu amaca yönelik

bir Anayasa değişikliğini de referanduma sunabileceğini gösteriyor. Bu ise hem RTE’nin

2023 hedefine, hem de arkasındaki güçlerin Kürdistan projesine uygun düşüyor.

Bu nedenle Türk Ulusu önümüzdeki seçimlerde, aslında hem Türkiye

Cumhuriyeti’nin varlığının devam edip etmeyeceğine, hem de kendi geleceğine karar

Öyleyse, HER İKİ SEÇİM DE halkın mücadelesinde kazanılması gereken öncelikli

hedefler olmalıdır: Cumhuriyete kin duyanlar Atatürk’ün koltuğuna oturtulmamalı,

Cumhuriyet yıkıcıları iktidar olmamalıdır.

Son söz;

Türk Ulusu olarak bu mücadeleyi kazanır, Cumhuriyeti yeniden layık olduğu yere

taşırsak, işte o zaman bize LOZAN’ı armağan edenlere borcumuzu ödemiş olur, Onlara

LAYIK olabiliriz.

 

 

Tansel ÇÖLAŞAN

Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Başkanı

lacoste australia camicie polo polo ralph lauren polo lacoste sale polo ralph lauren fred perry polos hombre polo ralph lauren polo ralph lauren sale polo shirt fred perry polo australia polo shirt lacoste polo polos lacoste poloshirt damen tommy hilfiger polo ralph lauren polo
viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark
poloshirt polo homme lacoste polo shirts fred perry polo lacoste outlet poloshirt damen polo ralph lauren damen lacoste sale polo ralph lauren ireland polo ralph lauren lacoste polo shirts ireland tommy hilfiger australia polo ralph lauren shirts australia polo ralph lauren australia polo ralph lauren outlet polo ralph lauren femme polo lacoste polo outlet lacoste polo lacoste australia lacoste polo shirts fred perry polo australia tommy hilfiger polo polo ralph lauren
hollister australia hollister sydney adidas superstar ireland adidas superstar
nike roshe run nike air max 95 jordan sko air jordan sko nike roshe run flyknit air max 95 nike sb stefan janoski max nike huarache nike sneakers nike sko nike sb janoski louis vuitton solbriller nike huarache dame
timberland schuhe timberland wien timberland schuhe damen timberland boots timberland femme timberland boots timberland noir timberland shoes timberland homme timberland chaussure timberland schoenen timberland shoes timberland boots
adidas nmd adidas nmd r1 adidas yeezy boost 350 prix adidas zx flux damen adidas tubular nova adidas stan smith pas cher adidas superstar pas cher adidas zx flux adidas yeezy boost 350 adidas nmd runner adidas gazelle homme adidas superstar femme adidas stan smith femme adidas nmd r1 adidas superstar damen adidas tubular adidas gazelle femme adidas yeezy adidas superstar adidas yeezy 350 boost